Reklamcılık = Ben de, Biz de!
“Bizim ki de bundan olsun!”
Reklam sektöründekiler (özellikle Türkiye’de) toplantı masalarında bu ve buna benzer cümleleri reklamverenden duymaya çok alışıklardır. Bu alışkanlık etkileyicidir. Devamlı birbirinden etkilenmiş insanlar, kelimeler, olaylar ve tabi sonuçlarla karşılaşırsınız.
Reklamveren:
Bizim reklam filmini de Sinan Çetin çeksin. (Time-based)
Bizim katalog da aynı bunun gibi olsun. (Print)
Bizim web sitemiz de flash animasyon olsun. (Interactive)
Yukarıda okuduğunuz üç cümle, gerçek hayattan alınmıştır.
Müşteriniz, yapılan bir işten oldukça hoşlanmış olduklarını ve kendilerinin de aynısından talep ettiğini bu acınası cümlelerle ifade ederler. Ben böyle bir cümle ile karşılaştığımda, vakit kaybetmeden “Neden?” sorusunu bıçak gibi saplarım ve açıklamaları bitmeden sözlerini kesip, saygısızlık yapar, bundan büyük keyif alırım. O yüzden genelde böyle sorunlardan uzak kalabiliyorum. Uzak kalmak unutmak demek değil tabi, ondan yazıyorum.
Bu seri üretim gibidir. Belli şablonlar yapar, onları satarsınız. Nede olsa herkes aynısından isteyecek! Bırakın memnun olsunlar. Siz yapılmış şeyleri iyi pazarlayıp, tekrar yapabilin yeter. Reklam kurgudur. Dürüst olmanıza gerek yok. Bırakın size yapmanız gerekenleri söyleyip, size işinizi öğretsinler.
Reklamveren böyle, peki reklamcılar nasıl?
Türkiye’de reklamcılar uzun yıllar çaldılar. Kimsenin haberi yoktu. Arada ortaya çıkıyordu. Ses çıkarmıyorlardı. Şimdi kolay kolay çalamıyorlar. Çünkü sektör artık daha hızlı üretiyor ve ürettiğini daha hızlı paylaşıyor. Yani önceden reklamveren bizimki de böyle olsun demeden, reklamcı yurt dışında üretilmiş bir fikri hayata geçirebiliyordu. Şimdi çalmak yerine çırpıyor.
Reklamcı:
Türkiye’de reklamveren çok ucuzcu.
Daha yolun başındayız. Yapmamız gereken çok şey var.
X marka bile bunu yaparsa, yuh artık!
Yukarıda okuduğunuz üç cümle, gerçek hayattan alınmıştır.
Sonuç:
Türkiye’de reklamcılık henüz “Ben de, Biz de” dir. Yenilik üretmenin temeli ne yazık ki burada değildir. Burada reklamcı da “ben de” der, reklamveren de. Bunu en iyi yapan başarılı sayılır. Çünkü burada her şey başarısızlıklar üzerine kurgulanıp, gelişime davet eder. Bu da sadece taklit etmek, ya da Türkleştirilmiş halini sahiplenmektir.
Sakın sonra reklamveren neden tüm reklam bütçesini yurtdışına akıtıyor demeyin.



